Ali, uzun yıllar boyunca dedesinden bir hikâye dinleyerek büyümüştü. Hikâyede bir defineden bahsediliyordu. Define altınla dolu bir sandıktı. Ama bu sandığa ulaşmak öyle kolay değildi. Başka define hikâyelerinden farklıydı bu hikâye. Kâğıtların üstüne çizilmiş esrarengiz haritalar yoktu ortada. Altın sandığına ulaşmak için ilginç bir yol izlenmeliydi. Kırk iyilik yapmak gerekiyordu bunun için. İyiliklerin her birinin kırkar canlıya yönelik olması gerekti.
Ali, dedesinden dinlediği hikâyenin tesirinde öyle kalmıştı ki, dedesinin vefatının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, bunu unutmamıştı. Kararını vermişti; bu defineye ulaşmak zor olsa da, deneyecekti. Üç yıl boyunca bu iyilikleri yapmak için çok uğraştı. Kırk fidan dikti. Kırk çocuğu giydirdi. Kırk hastaya baktı. Kırk yaşlının işlerine koştu. Yaptığı iyilikler sayesinde etrafta çok sevilen biri olmuştu. O da bu durumdan memnundu. Adı yörede “Hızır Ali”ye çıkmıştı.
Tam otuzdokuz kez kırkar canlıya iyilik etmişti. Şimdi kırkıncı kez farklı bir iyilik yapmalıydı. Ama bir türlü aklına yaptıklarının dışında bir şey gelmiyordu. Haftalarca düşündü bulamadı. Sonunda gidip bir yol kenarına oturdu. Yoldan gelip geçen insanlara soracaktı. Ali, kime yapması gereken son iyiliğin ne olabileceğini sorduysa, ya onu deli sanıp cevap vermediler ya da yine yaptığı iyiliklerden birini söylediler. Ali, çaresizlik içindeydi.
Mantıklı düşünmeyi, İleri görüşlü olmayı, Hayatın çelişkilerle dolu olduğunu, Dayanıklı olmayı, Sabırlı olmayı, Olgun olmayı, Adaleti…
İyi yapılmış bir işi takdir etmeyi “Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim…!!!”
Duaların Gücünü: “Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu farketmedi…”
Zamana karşı yarışmayı: “O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın..”
Mantıklı Düşünmeyi; “Ben öyle diyorsam öyledir…!!!”
İleri görüşlü olmayı: “Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy.. yolda Allah korusun başına birşey gelir kirli çamaşırla etrafa rezil olursun.”
Devam
Annelerimizden Neler Öğrendik ?
+ ortmenieeem! ortmenieeeemm!! ahmet kalemimi aldiiaa.. evet ahmet kalemimi aldiie, vermiyooaar! inanilir gibi degil ahmet kalemimi aldiiaa vermiyooraararr!
- off ahmet ver suna kalemini de sussun
* al be al.. of
+ eveeeet ahmeet kalemimi verdiiee! harikulade bir olay, siniflarda gormek istediimiieeez turden olaylar bunlaaar..
————————
- annea iyi vurur oralardan! vurursa mor olur.
- sus ercan!
- annea vurdu mor oldu. mor anneden geldi, nefis vurdua. vuru$ anneden. anne vurdua… vurursa mor olur demi$tim, vurdua mor oldua…
————————
- kim attı bu tebeşiri çocuklar
- attı attı hakan attı, hakan hakan ..
- ispiyoncu pislik
————————
-123 hulusi?
-burdayım öğretmenim..
-156 serkan?
-burdayım öğretmenim..
-183 ercan?
-ercan buradaaa.. ercan buradaaaa.. uzak mesafedeeeeaa… sırayla kaloriferin buluştuğu noktadaaaaa.. deniz tarafına bakan pencere kenarındaaaagh..
-lan olm lan. bi sus lan! şimdi yiyeceksin benden beş kardeşi.
-hayrettin yapmaaaa.. hayrettin yapmağhh..
Devam
Ercan Taner’in Çocukluğu
Ben ve yaz aşkım sahilde yürümekteyiz, tam güneş denizin içine batmak üzere ve o manzaranın önünde fotoğraf çekilmek istiyoruz. Güneş her an batabilir ve manzara güme gitmek üzere. Çevrede de bizden başka şahsiyet yok.. O anda birden nerdeyse takım elbiseyle karşıdan gelen bir vatandaş görüyoruz. Hemen yanına koşuyorum ve elimdeki fotoğraf makinesini ve kız arkadaşımı göstererek” Abi pardon ya, şurada bir fotoğraf çekilebilir miyiz ?” diyorum.. Adam bir makineye, bir bana, bir kıza ve bir de sahilde batan güneşe bakıp ” Herhalde çekilebilirsiniz, burası kamuya açık bir yerdir, sorun olmaz” diyor ve yürüyüp gidiyor..
Bir gün marketin birinde meyve reyonunda meyvelerden tadıyordum. İşte kiraz, şeftali vs vs… Görevli de bana bakıyor ama ben hiç aldırmadan yemeye devam ediyorum. Sonun da görevli yavaşça yanıma yaklaştı ve: “Abla karpuz da keselim mi?” dedi…
Bizim bir arkadaş Ramazan’ da (Boğaziçi Camiine) Teravih Namazı’ na gitmiş. Ön saflarda da namaza durmuş.. Malum ön saflar daha sevaptır..Neyse tam imam namaza duracakmış.. Ellerini kaldırmış tam tekbir getirecekken arkaya dönmüş ve muhterem cemaat lütfen “fill in the blanks” demiş.. ve bizim arkadaş resmen bitmiş yani.. Gülmekten bi hal olmuş.. Neyse gülmesine biraz mani olmuş tam namaza durmuşken tekrar hatırlayıp gülmeye başlamış ve ab destten olup camiyi terk etmiş bakışlar arasında..
Bu olay Trabzon Farabi Tıp fakültesinde aynen yaşanmış bir olaydır. Acil kapısının önüne kornalar çalarak 23 araç geliyor. İçinden insanlar fırlayarak klasik “doktorlar nerde sedye getirin” şeklinde bağırmalar oluyor. Öndeki arabadan Çigan bir kişi arkadaki arabaya hastayı arabadan çıkarmasını söylüyor. Ve arkadakinin yanıtı: “SİZİN ARABADA DEÃİL MİYDİ?” Yani vatandaşlar hastayı Rize’ de bırakıp diğer arabada olduğunu sanarak Rize’den yani 1 saatlik yoldan son sürat gelmişler…
“ER RYAN’I KURTARMAK” filminin, muhabbetleri vahşet ve hüzne çevirdiği dönemlerdi. Ben de dayanamadım gidiyim dedim su filme. Gittim, abi film acayip manyak başladı tüm salonu uçurdu zaten ilk 10 dk.’da. Neyse izleyenler bilirler bir karakter vardı “upham” mıydı neydi?.Adam tırsak bir tipti öyle savaşma falan gibi becerileri yoktu. Heyecanın tavana vurduğu dk.’ lardı. Filmin ortaları falan bu bizim “UPHAM” korkudan arkadaşına cephane taşıyamadı ve o herif öldü. Herkes kendi çapında bu senaryoya üzülürken arkadan bir ses beni ve tüm salonu dumurdan kirdi, geçirdi : “ULAN ALLAH BELANI VERSIN.SENİ BU FİLME ALANIN AÃZINA SI..YIM.”
2 sene önce Sevgililer gününde dolmuşla Kadıköy’e gidiyordum. Ön koltukta oturuyorum, çalan radyoda dj öyle bir anons yaptı”bu güzel sevgililer gününde simdi yanınızdaki o güzel insana dönüp elini tutun ve seni seviyorum deyin” Arkadakilere bir göz attım, oturan çiftler birbirlerinin elini tutup seni seviyorum dediler. Önüme dönerken şoföre gözüm takıldı ve şoför bana aynen sunu dedi: “Sakin aklanı bile getirme”
Bir çift boğazda arabayla gezerken kızın çocuğu öptüğünü gören polisin anonsu abartısız öyleydi: “yiyişme sağa çek!”
Bir gün çok güzel ve bakımlı bayanın biri yolda kenarda oturan adamın ayağına baştı. Kadın gayet üzgün adama doğru “kusura bakmayın beyefendi, çok özür dilerim” dedi. Adam da ona “Tamam da bacım ayakkabının ***na koydun” dediğinde biz zaten olay yerinde yerlerde sürünüyorduk.
Yine her zamanki gibi IETT otobüsüne binmiştim. Kibar bir amca ineceği durağa yaklaşınca düğmeye bastı ve orta kapıya yaklaştı. Ama sevgili şoför otobüsü durdurunca sadece arka kapıyı açtı, orta kapıdan inecek amcayı fark etmedi. Bunun üzerine amca “Şoför bey, orta kapıyı rica edebilir miyim?” dedi. Şoför ne dese beğenirsiniz “Al götür, senin olsun”
Mevsimlerden yaz, berbat bir sıcak. Ankara, Sıhhiye’ de kuzenle otobüs bekliyoruz. Sıcağa daha fazla dayanamayıp hemen oradaki büfeye gidiyoruz bir şeyler içmek için. Kuzen büfedeki tipe “Bize iki Yedi gün Light” diyor. Tipin verdiği cevap bizi koparıyor: Yedi gün Light kalmadı abi, Marlboro Light veriyim mi?
Bir gün anatomi pratiğindeyiz. İlk defa kadavra di seksiyonu yapıcağız. Hocamız nasıl yapacağımızı anlatıyor, deriden bahsediyor filan. İngilizce tıptayız ama herkes Türkçe İngilizce karışık konuşuyor. O sırada arkalarda duran yabancı bir arkadaş da, ‘How thick is the skin?’ diye sordu. Hoca da, ‘Duyamadım çocuklar arkadaşınız ne sordu?’ dedi. Yanındaki arkadaş da gayet sakin ‘Skin’ in kalınlığını soruyo.’ dedi hocaya. O da ne dediğini hoca dahil herkes kopunca anladı.
Bir gün üniversitenin kantininde sırada bekliyorum. Önümde kantinin sürekli müdavimlerinden bir kız da çay alıyor. Şaşırtıcı bir şekilde kız çayına 5 tane şeker koydu, bir kaç tane de eline aldı. Bunu gören kantinci eleman kıza bakıp, suratında yayık bir sırıtma ile “Birkaç tane daha al, ağda yaparsın.” dedi. Kantinciye helal olsun gibisinden baktığımı hatırlarım.
Arkadaş evde bangır bangır müzik dinliyormuş. Annesi de çıkarmış elektrik süpürgesini bütün evi süpürüyormuş. Tabi gürültüden aletin sesini duymuyo… Müziği kapatınca fark etmişler ki kadın çalışmayan süpürgeyle bütün evi dolaşıyormuş yarım saattir.
Aşağıdakilerden az bir kaç tanesini yapmamış çocuk var mı aranızda ?
-Bakkaldan eve gelene kadar ekmeğin bütün kıtır yerlerini koparıp yemek.
-Ağzını tıka basa leblebi tozuyla doldurup karşındakinin yüzüne yaklaşarak ”papaz” demek.
-Demir parmaklığı olna evlerin önünden geçerken eldeki çubukla parmaklıktan tırrrrrrrrrrrrrrrrrkkk sesleri çıkarıp ev sahiplerini rahatsız etmek.
-Perdeden perdeye uçarak tarzancılık oynamak ve kopan korniş yüzünden anneden hafif yollu sopa yemek.
-Masanın altına uzak gemisi Atılgan’ı çizip uzaycılık oynamak,çiğnenmiş ekmekiçiyle sivri kulak yapıp Mistit Sıpak olmak.
-Bozuk para,düğme,inci gibi şeyleri yutmak ve anne gözetiminde onları lazımlığa şa’apana kadar evden dışarı çıkmamak.





